Gönüllerin Şehri; KONYA

Aslında Konya planımı, Antalya’ya gitmeden önce yapmıştım.

Side’den tatil dönüşü direkt olarak Konya’ya geçtik. Öncelikle Mevlana Caddesinde bulunan Konya’nın o meşhur etli ekmeğini yedik. Daha önce Bursa’da yediğim için açıkçası ne olduğunu biliyordum. Çok da abartılacak bir lezzet değil.

Oradan çıkıp, İstiklal Harbi Şehitleri Abidesi’ne gittik. Orada Kurtuluş Savaşı’nda o dönem Konya’nın ve Konya’da yaşayan halkın bulunduğu durum, üç boyutlu şekilde canlandırılmış. Ardından Panoroma Konya Müzesi’ne geçtik. Panoroma’nın bahçesine girdiğinizde sizi, Konya’nın meşhur yapılarının birebir küçültülmüş MiniaTürk halleri karşılıyor.

Oradan Mevlana Türbesi’ne geçtik ama malesef çekim yapamadım. O kadar kalabalıktı ki, içeride nefes almak mümkün değildi. Apar topar kendimizi dışarıya attık.

Daha sonra Alaeddin Tepesine doğru yöneldik. O meşhur merdivenleri çıkıp, hemen sağ tarafta bulunan çay bahçesinde buz gibi limonatalarımızı içtik 🙂

Sonrasında Alaaddin Tepesindeki gül bahçelerini gezip, Alaeddin Keykubat Cami’yi ziyaret ettik. Oradan aşağıya doğru inip, çarşının içinden geçtik. Büyük Selçuklu İmparatorluğundan geriye kalan, en eski yerleşim yerinin, Suriçi arkeolojik kazı çalışması yapılan bölümünden geçtik. Suriçi bölgesi o kadar kötü durumda ki ne ben anlatayım, ne de siz sorun…

Suriyeli sığınmacıların kaldığı yerler tam olarak o bölgeyi kaplıyor.  Evlerin camları, çerçeveleri kırık, dökük, duvarları yıkılmış, o kadar kötü duruyor ki, yurtdışından gelen turistler oradan geçse inanın arkalarına bakmadan geri kaçarlar. Arkeolojik kazı çalışmaları da yarıda bırakılmış, alan komple Suriyeli sığınmacılara teslim edilmiş durumdaydı. Umarım gittiğimden bu yana çok şey değişmiştir…

 

 

 

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku

Gizlilik ve Çerez Politikası